Yemeğin Özüne Dair Bir Belgesel: Cooked

by cottonbro on Pexels

Medya sağlayıcılarına ayırdığımız vaktin zirvede olduğu şu dönemlerde Netflix’teki çılgın belgeseller içinde dikkatimi çeken ‘Cooked’ isimli 4 bölümlük mini seri oldu. Temel 4 elementin isimlerine sahip olduğu her bir bölüm başlığı da bu belgeselin kendini izletmesi için bir sebep oldu diyebilirim.

İlk bölümün ilk dakikalarında Michael Pollan adlı bir yazarın kitabından esinlenerek çekildiğini gördüğümde Pollan’ın hem kitap hem de belgesel olarak iki farklı içerikte de anlatmak istediklerini bu denli paylaşma girişiminde bulunduğu için şaşırdım açıkçası. Kitabı okumadım ama bu belgesel serisi ile de Pollan’ın yemek yapmaya dair genel anlamdaki düşünce yapısını kavradığımı söyleyebilirim.

Ateş, su, hava ve toprak başlıklarına sahip her bir bölümde Pollan bir nevi yemek yemenin ve yemek yapmanın anlayışını arama yolcuğunu bizlerle paylaşıyor. Ateş bölümünde ateşi kutsal sayan ve yeni doğmuş çocuklarını ateşle vaftiz eden aborjinlerden başlayıp kendilerini ‘pit master’ olarak adlandırılan barbekü ustalarından yeni taktikler öğrenmeye kadar ateşin ve pişirmenin insanlığa dair önemine değiniliyor.

Tencere yemeği kültüründen ve alışkanlığından neden vazgeçildiğine ise ‘su’ bölümünde değiniliyor. İnsanlığın zaman telaşesinden kendisini yaşatması için yemesi gereken besini yapmaya çalışmayı bırakıp hazır gıdaya ve hızlı tüketime yönelmesini anlatıyor. ‘Mutfağın cazip bir yer olduğunu keyifle anlatmak istiyorum’ diyor Pollan belgeselde. Nitekim de bölümü izledikten sonra bir kaç vurucu sahnenin ve cümlenin etkisiyle kalkıp bir soğan doğramak istemedik değil. Ek olarak, özellikle bu bölümde üzerinde durulan endüstriyel gıda pazarının büyümesinin, bunun için yapılan pazarlama taktiklerinin yeme alışkanlıkları ve sağlık üzerindeki olumsuz etkisinin açık bir biçimde ele alınmasını herkesin izlemesi gerektiği kanaatindeyim.

 “Yemek yapmayı (pişirmeyi) öğrendiğimiz zaman gerçekten insan olduğumuz zamandır.”

Fas halkının ekmeğe verdiği değer ve gıdayı dönüştürme yöntemlerinden biri olarak ‘hava’yı (mayalanmayı) kullanmaları anlatılarak da bir diğer elementimizin yemeklerimize etkisi anlatılıyor. Öyle bir kutsallaştırma var ki, Fas halkı için ekmeğini bıçakla kesmenin bile zalimce olduğunu görüyoruz. Günümüzde herkesin bir şekilde kaçmaya çalıştığı ve sağlıksız olduğu düşünülen glutenin gerçekten uzak durmamız gereken bir protein grubu olup olmadığı sorusu ise bölüm sonunda kafanızı kurcalayabilir.

Açık konuşayım; ‘Toprak’ bölümünün tarımsal faaliyetler ya da topraktan alıp toprağa verme anlayışının hakim olduğu ve bu konu üzerinde durulduğu bir bölüm olduğunu düşünmüştüm. Ancak benim, belki de izlerseniz sizlerin de pek bağdaştıramayacağı bir biçim olarak bu bölümde bakterilerin ve fermantasyon sürecinin gıdaya ve yemeklerimize katkısından bahsedildiğini görebiliriz. Kakaonun elde edilişi, gerçek ve geleneksel bir peynir yapımı ve Peruluların tükürük enzimleri ile alkol fermantasyonu gerçekleştirme yöntemlerini izleyebilirsiniz. Bana göre toprakla ilişkilendirilen tek kısım olarak da Korelilerin ‘kimçi’lerini mayalamak için toprağa gömmesinden bahsedilmesi olduğunu söyleyebilirim.

İzlerken önce acıktıran, sonra saatlerce tencere başında durma isteği uyandıran; bazen izlemesi zor ama çoğunlukla Pollan’ın anlatım biçiminden ekrana kilitleneceğiniz bir belgesel serisiydi benim için. Özellikle benim gibi bazen yemek yapmayı vakit kaybı olarak gören ve hazır gıdaya yönelme eğiliminde olanların izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum.  

H. İmran Ahmet

haticeimran.ahmet@itugastronomi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerikler Korumalıdır