Ev Yemekleri ve Esnaf Lokantaları

Ev yemekleri… 7’den 70’e herkesin sevdiği, güzel ve sıcak anılar uyandıran, dumanı üstünde kokusu evin bütün odalarını saran ev yemekleri…

Son zamanlarda artan iş telaşıyla birlikte ev yemekleri yerini ‘fast food’ tarzı yemeklere bırakmış durumda. İster öğle molalarında isterse akşam mesai bitiminde insanlar eve varınca zaman ve enerjiden tasarruf etmek amacıyla çoğu zaman yemeklerini dışarıda yiyor ya da dışarıdan söylüyor. Tabi ki öğle molalarında yanında kendi yemeğini getirenler ya da mesai bitiminde evlerine gidince yemek yapanları da göz ardı etmemek gerek.

Günümüzdeki durum böyle olduğundan ötürü ‘esnaf lokantası’ konseptindeki işletmeler çalışanlara bunca meşguliyetin arasında biraz da olsa özlenilen ev hissini yaşatmaya çalışıyor. Genelde öğle vakti çok dolu olan bu lokantalara hemen hemen her yerde rastlamak mümkün. Kendi tecrübe ettiğim esnaf lokantalarından yola çıkacak olursam; yemekler sabahtan hazırlanır, öğle molası saatinde aşırı kalabalık olur ve öğleden sonraya genelde yemek kalmaz. Kalsa bile tek tük müşteriler olur ve erken saatte paydos verir. Elbette bu lokantadan lokantaya farklılık gösterebilir.

Kitapçık şeklinde bir menüleri bulunmaz. Genelde kapının girişinde ayaklı bir kara tahta ya da beyaz tahta bulunur ve üzerinde günün menüsü yazılmıştır. Bu lokantalarda yemekler çokça yapılır ve müşterilere sergilenir. Siz de oradan seçersiniz ve yemeğiniz masanıza gelir. Bir nevi self-servis gibidir. Menülerinin demirbaşları ise şunlardır; Mercimek, ezogelin, yayla çorbaları; kuru fasulye-pilav (ya da bulgur pilavı), nohut-pilav, tatlı olarak da üzeri bol cevizli fırında sütlaç. Bunların yanında sebze yemekleri, zeytinyağlılar ve mezeler ekstra menüde bulunabilir. Tabi bunlar dışında lokantanın bulunduğu şehre, semte, mahalleye bile bağlı olarak menüde değişiklikler görülebilir.

Yemeğin yanında salatası, turşusu, isteğe bağlı olarak yoğurdu da gelebilir. Ayrıca pilavın yanına eşantiyon olarak (severek gittiğim bir esnaf lokantasında pilavın yanına eklenen yiyeceklere eşantiyon diyorlar) patates kızartması ve yoğurt da alabilirsiniz.

Yemek haricinde bu lokantalarda samimiyet ve güler yüz yemeğin kalitesi kadar önemlidir. İnsanları o lokantaya çekebilmek ve sürekliliklerini sağlamak için bu bir altın kuraldır. İnsanlara aile ortamını hatırlatarak yorucu iş yaşamından yarım saat kadar olsun uzaklaştırmak, yemek sonunda çay ya da kahve ikramıyla birlikte gelen müşterileri hoş tutarak; lokanta sahipleri bu sürekliliği sağlayabilirler.  Örneğin; babamın yıllardır öğle yemeklerini yediği ve benim de severek gittiğim Güz Lokantası’nda (fotoğraflarda da görmektesiniz) artık bazı şeyleri tahmin edebiliyorlar; pilavın azlığı, çokluğu; salata, cacık, yoğurt isteyip istemeyeceği gibi. Sürekli müşterileri için aynı şeyleri yaptıklarını görüyorum. Bu onlar için çok büyük bir avantaj.

Bütün bu gelenek iyi ve hoş olsa da esnaf lokantalarının eksi yönleri de yok değil. Öncelikle temizlik ve hijyen gibi unsurlara dikkat edilmesi gereklidir ve sürekli olarak bu lokantalar denetimlerden geçmelidir. Bütün yemek işletmelerine has olan kaliteli malzeme kullanımı çok önemlidir. Uzun süre bu mesleği yerine getiren aşçılar artık ölçülerini tutturmuş olsalar bile çok yağlı veya tuzlu yemeklerle karşılaşmanız da muhtemeldir.

Artısıyla eksisiyle bu işletmeler bize ev hissini az da olsa yaşatıyor. Ayrıca bu lokantalarda yiyerek de küçük esnafa ekonomik anlamda bir canlılık kazandırmış oluyoruz. Umarım ‘esnaf lokantası’ geleneği yıllar boyu sürmeye devam eder!

Ezgi Kaymak

tributezgii@gmail.com


Güz Lokantası on Foursquare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikler Korumalıdır