Mutfakta fare var!: Ratatouille

2 erkek kardeşim var ve evde hepimiz beraber olunca ortak yapacak aktiviteler, beraber izleyebileceğimiz filmler arıyoruz. Ratatouille aklıma geldi, küçük kardeşime sordum; izlememiş. Hemen bağladım bilgisayarı televizyona dedim gel bak fare var bunda ama aşçı. Büyük kardeşim de geldi yanımıza başladık izlemeye.

Baş kahramanımız Remy ailesiyle yaşamaktan sıkılmış yeni maceralar arayan, koku ve tat duyuları da oldukça gelişmiş yemeğe düşkün bir fare. Mottosu ‘Herkes yemek yapabilir’ olan ünlü Fransız şef Gusteau’yu idol edinmiş. Bir gün girdikleri evde yemeklere bakarken televizyonda Gusteau’nun öldüğünü görüyor, aynı anda ev sahibi de Remy’yi ve fare ailesini fark edince kargaşa başlıyor ve baş kahramanımız kendini tek başına Paris’te buluyor. Diğer bir kahramanımız Linguini ise ünlü şefimiz Gusteau’nun restoranında bulaşıkçı olarak çalışmaya başlıyor. Saf ve sakar bir genç olarak anlatılan Linguini, babasını hiç tanımaması ve genç yaşta ölen annesi sebebiyle kendi hayatını bir şekilde idame ettirmeye çalışıyor. “Tek sınırınız kendi ruhunuz.” diyen birinin izinden giden Remy, Lunguini’nin kazara devirdiği çorbayı rezil hale getirmesine dayanamıyor ve filmin esas hikayesi bu şekilde başlıyor.

Kardeşlerimle biyolojik olarak imkansız bulduğumuz ve ‘Nasıl yani?’ diye tepki verdiğimiz Remy’nin Linguini’yi saçlarından çekerek kukla gibi oynatması maalesef filmin kilit noktası. Böyle bir olayı keşfedememiş olsalardı ya da Linguini’nin kasları normal insanlar gibi istemli bir şekilde hareket etseydi nasıl bir yol bulabilirlerdi diye düşünmeden edilmiyor. Bütün bunlara rağmen azim-irade-kararlılık üçlüsüyle bir şekilde zorlukların üstesinden gelen bu ikili herkesin takdirini topluyor. Arka planda kalan ve kimsenin görmemesi gereken Remy tabii ki içerleniyor bu duruma. Bu sahnede de akıllara her grup ödevinde göz önünde olan kişi ve asıl işi yapan ‘esas adam’ betimlemesi geliyor diyebiliriz bir nevi.

Diğerlerinden farklı bir fare olmak Remy’nin hoşuna gidiyor benim anladığım kadarıyla, bu yansıtılmaya çalışılmış. Ailesinin etrafındayken kendi karakterine göre davranamıyor ve sürekli onları bir şekilde tatmin etmeye çalışıyor, mutlu olmaları için istediklerini yapıyor. Babası sürekli insanların farelere karşı zalimce davrandığından bahsedip duruyor, “Mutfaktan ve insanlardan uzak durmalısın” bile diyor ama Linguini’ye güvenerek bunu kulak ardı ediyor. Film bize kendimizden farklı olanlara güvenmeli miyiz güvenmemeli miyiz sorusunu soruyor ancak bunun cevabını verebildiğini söyleyemeyeceğim zira ortada gerçek hayata yansıtıp empati kurmaya çalışabileceğimiz bir senaryo yok.

Akılda en çok kalan karakterlerden biri de keskin yüz hatlarıyla çizilmiş olan yemek eleştirmeni Anton Ego. Hazır cevaplılığı ve sivri diliyle rüyalarınıza girebilecek kadar ürkütücü bir animasyon karakteri benim için. Gusteau’nun restoranının Linguini sayesinde tekrar revaçta olmasını hazmedemeyip ondan kendisi için özel bir yemek yapmasını istiyor. Asıl minik şef Remy kendine olan bütün özgüveniyle Linguini’yi yönlendirip Ego’ya filmimizin adı olan ve Türk usulü ile anlamaya çalıştığımızda sebzeli türlü olarak adlandırabileceğimiz Ratatouille yemeğini sunuyor. Çocukluğunu bile hatırlıyor Ego, tahmin edemeyeceği kadar lezzetli buluyor. Kariyeri boyunca eleştirileriyle ortalığı kasıp kavuran kişi farenin yaptığı bir tek yemek ile yelkenleri suya indiriyor. Rasyonel çerçevemizi elimize alıp baktığımızda film bu sahneden sonra paramparça oluyor diyebilirim.

Fareler mutfağa girdiğinden beri aklımızda olan hijyen politikası eninde sonunda uygulanıyor ve Gusteau’nun restoranına elveda deniliyor. Filmin sonunda ise Remy ve Linguini’nin kendi küçük restoranlarını açtığını ve Ego’nun şen şakrak Ratatouille yediğini görüyoruz. Animasyonda genel olarak sesi kısmak için telaşla kumandayı arayacak kadar yoğun bir müzik kullanımı var, son sahnede de bunu yaşıyoruz. Kişisel gelişim kitaplarından alıntı tadındaki replikler de eklenince izlerken akıllarda olumsuz bir tat bırakıyor.

Beraber izledik, onlar da yorumlasın diye ufak tefek sorular sorularımla sıkıştırdım kardeşlerimi. Küçük olanından başladım:

– Nasıl buldun filmi?
+ Güzeldi, anlatımı da iyiydi. Beğendim bir daha izlerim.
– Ne anladın filmden, çıkardığın bir ana fikir oldu mu?
+ Yani istersen yaparsın bence.
– Peki filmdeki eleştirmenin çocukluğuna döndüğü sahne hakkında ne düşünüyorsun? Sen birini böyle yargılar mısın?
+ Birini dışarıdan bakıp eleştirmek kolay ama deneyince ve görünce farklı olduğunu görüyorsun. Dediğim gibi eleştirmek kolay olan.
– Sen böyle farenin yemek yaptığı bir restorana gider misin?
+ Herkes giderse güzelse giderim neden olmasın. Ama farenin yaptığını bilseydim gitmeyebilirdim.

Büyük kardeşime geçtim:
– Evet bu filmi yıllar yıllar sonra tekrar izledin ne düşünüyorsun? Çocuk filmi miydi sence?
+ Bence saçmaydı, mantıksal fiziksel açıdan saçmaydı. Saçlarından tutup çekmesi mantıksızdı bu ne ya çocuklara neler öğretiyorlar?
– Sence herkes yemek yapabilir mi?
+ Yapamaz, herkes yemek yapamaz. Elinin ayarı olanlar yapabilir, ben pilavı ısıtırken bile ayarını tutturamıyorum.
– Peki mesela Youtube’dan video izleyip yapamaz mısın?
+ Youtube’dan video izleyip söylenilenleri yapınca yemek mi yapmış olunuyor? Robot olunuyor. Yemek yapmak yetenek gerektirir, el lezzeti gerektirir.

Ön yargılarımızı kırmamız gerektiğini gördük, istersek her şeyi başarabileceğimizi öğrendik, herkesin yemek yapıp yapamayacağı konusunda kararsız kaldık; peki bazı animasyon filmleri sadece yaşında mı izlenmelidir?

Yazı: Hatice İmran Ahmet

haticeimran.ahmet@itugastronomi.com

Görseller: by tzohr – © Disney Enterprises, Inc. and Pixar Animation Studios. All Rights Reserved.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerikler Korumalıdır