Pandemi Şefleri

Uzun bir aradan sonra herkese tekrar merhaba! Umuyorum ki başta sağlığınız olmak üzere hayatınızda her şey yolundadır. Geri dönüşümüzün şerefine biraz sohbet havasında bir yazı olmasını istedim. Bugün hep birlikte pandeminin içimizden çıkardığı şefi konuşmaya ne dersiniz?

Şimdi, takvimde birkaç ay geriye gidelim.

Mart’ta hepimiz sudan çıkmış balığa dönmüştük, içinde bulunduğumuz durumu daha önce hiç deneyimlememişken ‘’özgür’’ alanımızdan da kendi isteğimiz dışında feragat etmek zorunda kaldık.

‘’Okuduğum Kitap Challengeı’’

‘’Çocukluk Fotoğrafı Challenge’’

‘’Karantina Sürecini verimli geçirmek için Yapabileceğiniz 5 Şey’’

‘’Evde Sıkılmayın Spor Yapın’’

‘’Karantinada bir günüm’’

Sosyal medyada bu tür içeriklerin sonu gelmiyordu bir ara. Listenin sonunu siz getirebilirsiniz çünkü ben bir yerden sonra takibi bıraktım.

O sıralarda hepimizin zihni bulanmıştı, biraz berraklaştığında farkettiğimiş şey ise inanılmaz bir vakit bolluğuydu! Uzun süredir isteyip de vakit bulamadığımız filmi izleyebilir, diziye başlayabilir, kitabı okuyabilir ve ‘’O’’ tarifi deneyebilirdik!

Karantinanın mutfak hakkında, hatta belki de beslenme hakkında bize öğrettiği bir şey varsa o da yerele, içe, elimizde olana, kolay ulaşabilinirliğe ve sağlıklıya dönmekti.

İlk vurgun ‘’Ekşi Maya Ekmek’’ten geldi. Bir anda her yerde ekşi maya tarifleri bulabilmeye, her hikaye ve gönderide ekşi mayalı ekmekler görmeye başladık. Kimileri ekşi mayayla daha bir çok tarif bile denedi!

Saksıda bitki yetiştiriciliği inanılmaz artmadı mı sizce de? Domates, biber, yeşillik… Balkonlar bir anda çiçek değil, sebze saksılarıyla doldu.

Size en sevdiğim aktivitelerden birinin şemasını çizmem gerekirse :

Mutfağa gir < Spotify < TOTO-Africa < Karıştırma Kabı < Yumurta…

Şemanın devamı bana hatta benden çok ruh halime bağlı olarak gelişiyor.

Mutfağa girdiğinizde sizin elinizin gittiği ilk şarkı nedir?

San Sebastian… Söyleyin bana hangimiz yapmadık?! İlk yaptığımda instagramda hikaye olarak paylaşmıştım ve abartısız 5 kişi dmden ‘’korkutucu değil mi yapması’’ diye yazdı. Şöyle bir düşündüm; belki evet zorlu, diyelim kötü bir sonuç elde ettik ne olur ki? Kıvamını tutturana kadar de-vam!

’Tatlı’’ bir Nisan’dan sonra ne mi geldi; tabi ki ‘’tuzlu’’ bir Mayıs!

Mayıs’ta denemediğimiz poğaça, börek hatta açma kaldı mı? Tabi ki hayır. Özellikle Ramazan ile beraber, çoğu sevdiğimizden uzak olmanın getirdiği huzursuzluğu çekirdek ailemizle lezzetli sofralarda buluşarak unutmayı denedik. Ben diyeyim paçanga böreği, siz deyin zeytinli açma. Domateslerin yavaş yavaş kendini göstermeye başlamasıyla ise mükemmel bir İtalyan lezzeti olan Foccacia’yı denedik.

Tuzlu dediysek, hiç tatlı yok demedik…

İftar sonrası tatlıları vazgeçilmezimizdi. Ah hele bayramda yaptığımız o el açması baklava…

Haziranla birlikte hayatımıza yeni bir terim girdi: Yeni Normal!

Havaların da ısınmasıyla belki evde yaptığımız belki de hiç uğraşmayıp sipariş verdiğimiz soğuk içeçeklerimizi alıp baharda kaçırdıklarımızı telafi etmeye çalıştık. Mutfak’tan koptuk gittik.

Ağustos ve dahası Eylül’le beraber ise kışa hazırlanmaya başlıyoruz. Domates ve biberler salça olmak, belki de kurutulmak için, bazı yaz sebzeleri (bamya, börülce, fasulye…) dondurucuya kaldırılmak için, tarhana ise kurutulmak için bekliyor.

Bahsi açılmışken kış hazırlıkları nasıl gidiyor? Yavaş yavaş başlayanlardan mısınız yoksa takvimin Eylül’ü göstermesini bekleyenlerden mi?

Geçtiğimiz aylar birçoğumuz açısından oldukça zorlayıcı, yıpratıcı fakat aynı zamanda eğiticiydi de. Belki de hepimiz sağlıklı beslenmenin, katkısız, ilaçsız besinleri tüketmenin sağlığımız açısından önemini bir kere daha kavradık. Önümüzde ise belirsiz, uzun ve aynı şekilde zorlayıcı olabilecek bir kış var.

O zaman turşular kurulsun, salçalar şişelensin, tarhanalar hazırlansın!

Elif Boz

elif.boz@itugastronomi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerikler Korumalıdır