Slow Food 101

Uzun bir süredir sosyal medyada karşımıza çıkan bir terim Slow Food. Düz bir mantık yürütürsek aklımıza ilk gelen soru; Fast Food zararlı yiyeceklerse, Slow Food sağlıklı yemeklere mi deniyor acaba? En temeline indiğimizde aslında tam da bu demek.

Geçtiğimiz haftalarda kulübümüz, sevgili Selda Güleç’in liderliğini üstlendiği Slow Food İmalathane İstanbul (SFİ) ile ‘’Slow Food ve Pandemi’’ konulu bir etkinlik düzenledi. Burada bir çok konudan, terimden, yaptıklarımızdan ve yapabileceklerimizden bahsettik. Şimdi biraz daha yakından bakmaya ne dersiniz?

Kaçınılmaz bir soruyla başlayalım; Nedir bu slow food akımı?

Ananaslı, bademli smoothie

1986 yılında başlatılan uluslararası bir harekettir. Bu hareketin amacı, aslında yukarıda belirtmiş olduğum gibi, hızlı ve ayaküstü yemek yani fast food akımına karşı başlatılmıştır. Geleneksel, yöresel yemekler ön plana çıkarılarak, yerel biyoçeşitliliği ve tarım ürünlerini korumak, yerele yönelmek yani yöresel yemek ve tarım kültürünü besimseyip, korumayı amaçlar. İnsanları evde pişen sağlıklı yemeklere yönlendirir.

Slow food tüm insanların kendileri, yetiştirenler ve dünyamız için iyi olan gıdaya ulaşabilmelerini hedefler.


Gıdaya üç temel prensip üzerinden yaklaşılır: İyi, temiz ve adil.

İyi gıda, kaliteli, lezzetli ve sağlıklıdır. Temiz gıda, yetiştirilirken bizlere ve başka canlılara zarar vermeyecek şekilde üretilmiştir. Adil gıda, üreticilerin çalışma ve kazançlarını gözeterek, tüketiciye de bu ürünlerin makul fiyatlarla ulaştırılmasıdır.

Slow Food İmalathane ekibinden Şeniz Hanım’a göre Slow Food hareketinde önemli olan noktalardan birkaçı; gıdaların çöpe gitmesinin engellenmesi, zehirsiz gıda üretimi, gıda tedariğinin kaynağını bilebilmek.

Evde pişireceğimiz her şeyi dahil edebiliriz aslında bu harekete. Yani evde pişirdiğimiz her yemekle, değerlendirdiğimiz her gıdayla, israfın önüne geçtiğimiz her anla slow food hareketinin parçası olarak baş kaldırıyoruz.

Anlamsız tüketime, israfa baş kaldırıyor; gıdanın ve dünyamızın önünde saygıyla eğiliyoruz.

Yemek yerkenki amacımız karnımızı doyurmaktır belki ama siz de bazen ucunu kaçırdığımızı düşünmüyor musunuz?

Siyez Unlu Ekşi Mayalı Ekmek

Bir süre sonra sadece ‘’yemek için’’ yiyor hale dönüşüyoruz. Bizi tabağımızın öncesini ve sonrasını düşünmeye itiyor Slow Food hareketi. Tabağımıza yemekte kullanılan malzemeler nereden geldi, ne zaman geldi, hangi şartlarda yetiştirildi, böcek zehrine maruz kaldı mı ya da tabağımızda bıraktığımız yemekler sonradan değerlendiriliyor mu, en azından sokak hayvanlarına dağıtılıyor mu yoksa direkt çöpe mi gidiyor?

Kendinizi bu sorulara cevap arıyorken buluyorsanız, tebrikler! Siz de Slow Food hareketinin bir parçası haline gelmişsiniz!

Konuşma sırasında aslında başlı başına bir yazı konusu olabilecek bir hareket daha çıktı karşımıza: #EtsizPazartesi

2003 senesinde Amerika’da Sid Lerner tarafından ilk adımları atılmış bir kampanyadır. Temelde ‘’eti haftada bir atlamak’’ mesajını içerir. Burada belirtilmek istenen nokta daha az et ve daha sağlıklı bitki bazlı yiyecekler yemek, önlenebilir kronik hastalıkların insidansını azaltmaya, değerli toprak ve su kaynaklarını korumaya ve iklim değişikliği ile mücadele etmeye yardımcı olmaktır.

Patlıcanlı Arpa Şehriye Pilavı, #EtsizPazartesi

Pazartesi gününün seçilmesinin sebebi, insanların Pazartesi günleri hayatlarında pozitif değişime gitmeye diğer günlere oranla daha açık olmalarındandır. Hafta başında başlayan etsiz yeme alışkanlığı, haftaiçinde de neden devam ettirilmesin?

‘’Meatless Monday’’ ismen ilk olarak, gıdada hesaplı kullanıma öncü olmak adına gidilen kısıtlama olarak  İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’da kullanılmış. Sonuçta büyük bir gıda tasarrufuna gidilmiş olması harekete ilham vermiştir.

Bu zamana kadar birçok terimi tanıdık, birçok terimi öğrendik. Etkinliğimizde SFİ ekibine son olarak bu soruyu yönelttim:

Şimdi gelelim biz gençler dünyamıza, Slow Food hareketi dahilinde veya değil, nasıl katkıda bulunabiliriz, sürdürülebilirliği nasıl sağlayabiliriz?

‘’Meyve ve sebze çekirdeklerini çöpe atmayın, biriktirin ve doğaya, geldikleri yere toprağa dağıtın.’’ Aslında ne kadar basit ve günlük hareketlerle çevreye katkı sağlayabiliriz değil mi.

Biraz daha kendimizi geliştirirsek evdeki meyve ve sebze kabuklarından kompost yapabiliriz. Sonuçta değerlendirmek varken neden çöpe atalım?

Bir tabak et yemek için tonlarca su harcanmasını önlemek için, çok değil haftada bir gün etten vazgeçebiliriz değil mi?

Bayatlamış ekmekleri ertesi gün köfte harcında kullanabilir ya da kurutup çorbanın üstüne serpiştirebiliriz yemeklerde.

Tabağımızı yiyebileceğimiz kadar porsiyonla doldurmaksa en güzeli belki de.

Kısaca özetlemek gerekirse, Slow Food’u bir yaşam felsefesi olarak tanımlayabiliriz. İyi ve temiz gıda arayışında, üreticiye adil yaklaşımı savunan ve bir bakıma hepimizin benimsemesi gereken bir felsefe.

SFİ ekibine bu güzel bilgiler ve etkinlik için bir kez daha teşekkür ederim. ‘’Slow Food Hareketi’’ hakkında öğrendiklerimi yazımda umarım biraz da olsa aktarabilmişimdir. Siz neler düşünüyorsunuz? Çevremizi korumak ve sürdürülebilirliği sağlamak adına başka neler yapabiliriz?

Lezzetle ve sağlıkla kalın!

Elif Boz

elif.boz@itugastronomi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerikler Korumalıdır