Masa başında sergi: Eat, Drink and Be Merry

‘The Temperate and the Intemperate’ Master of the Dresden Prayer Book (Flaman, 1480 – 1515 arası)


Online müze gezme furyasına 60 günü aşkın bir süre sonunda dahil oldum ve kalkıp Los Angeles’a gidip Jean Paul Getty Müzesi’ni ziyaret ettim. Getty Müzesi iki kampüsten oluşan ve görkemli beyaz mimari yapısıyla Amerika’da en çok ziyaret edilen müzelerden biri. Bu görkemini koleksiyonlarından birkaç parçayı bizlerle sanal ortamda paylaşarak korumuş. Benim ilgimi çeken ve ziyaret ettiğim ise ‘Eat, Drink and Be Merry’ adlı orta çağ ve Rönesans dönemindeki yeme kültürünü anlatan sergi oldu.

Merak edip serginin adının neden ‘Eat, Drink and Be Merry’ olduğunu araştırdım. Eski Ahit’te yer alan Yeşaya 22:13’te “Oysa siz keyif çatıp eğlendiniz, yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz diyerek; sığır, koyun kestiniz, et yiyip şarap içtiniz.” şeklinde bir ifade olduğunu ve bu ismin de buna bir atıf olarak verildiğini öğrendim. Sadece bu bilgiden yola çıkarak bile bu sergide orta çağda temel esas olan dinin etkilerini yüksek dozda göreceğimi hissettim.

Sergi 3 ana başlık altında konuyu ele almış; doğanın yıllık şöleni, hazırlık ve tüketim, ruh için yemek. Doğanın bize verdiği nimetlerden takvimine ve mevsimine göre faydalanmanın her dönem olduğu gibi orta çağda da bir alışkanlık halinde olduğunu görüyoruz. Eylül, Temmuz, Aralık ve Ocak aylarına dikkat çekiliyor sergide. Orta çağda temel gıdanın buğday ve buğday üzerine şekillenen bir takvimsel döngünün baz alındığı belirtiliyor. El yazmalarında da bu takvimsel döngülerin aynı zamanda astrolojiden etkilendiğini ifade ediliyor. Eylül ayı olarak sergilenen eserde buğday eken adamın üstündeki gökyüzündeki yıldızlarda açıkça bu ayın astrolojik sembolü olan teraziyi, aynı şekilde temmuz ayı altında sergilenen eserde de hasat yapan adamın yanında yine temmuz ayının astrolojik sembolü olan aslan figürünü görüyoruz. Verilen açıklamalarda aslanın aynı zamanda emeğin sembolü olarak da nitelendirildiğini öğreniyoruz. Dini inancın yanında diğer inanç şekillerinin de bir nevi gıdaya yansımasını görmüş oluyoruz.

The Last Supper
Bilinmiyor, 1030 – 1040 arası

Hazırlık ve tüketim kısmında verilen ilk eserde Leonardo da Vinci’nin meşhur Son Akşam Yemeği adlı eserinin bir versiyonu karşımıza çıkıyor. Kişisel görüşüm bu eserin serginin en çarpıcı eseri olduğu yönünde çünkü o bildiğim meşhur Da Vinci’nin tasvirinden farklı olarak belirli başlı imgeler dikkat çekiyor: Ortada açıkça duran bir balık, geleneksel şarap ve ekmek tüketiminin dışında kalıyor. Balığın da en az ekmek ve şarap kadar o dönemde tüketildiğini ve kutsal sayıldığını bu sergi ile beraber öğrenmiş oluyorum. Diğerlerinden ayrı olarak yemek yiyen bir adam da görüyoruz eserde: Bu adamın İsa’ya ihanet eden Yehuda’nın olduğu ve yediği ekmeğin üstündeki karganın da İncil’den bir gönderme olduğu bilgisi veriliyor. Benim dikkatimi çeken ve bilgisi verilmeyen bir detay da havarilerin hepsinin İsa’ya bakıyor olması oldu. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce yediği son akşam yemeğini anlatan eserlerinin çoğunda havarilerin farklı yönlerde olan duruş ve tartışma havasındaki tasvirlerinin bu dönemde aynı şekilde yansıtılmaması garip geldi diyebilirim. Diğer eserlerde de Hristiyanlık dininin getirisi olan şarap ve ekmek yapımı gözümüze çarpıyor. Başlık altında verilen eserlerin tamamına baktığım zaman ise dönemde yiyeceklerin hasat ve avcılık gibi normale göre biraz daha alçakgönüllü bir şekilde tüketime hazır hale getirildiğini; ancak tam tersi olarak gösterişli, büyük ve dramatik şekilde hazırlanan sofralarda tüketildiğini anladığımı söyleyebilirim.

The Israelites Collecting Manna from Heaven
Bilinmiyor, 1400 – 1410 arası

Hiç şüphesiz İncil’de bahsedilen ekmek ve şarap ile yetindiklerini, bunu ruhu doyurmak olarak benimsediklerini görüyoruz. Yiyecek dönemde manevi beslenme olarak sunulmuş. İnsanlar her hasat ettiği, hazırladığı ve yediği besinlere derin anlamlar yüklemişler. İlgimi çeken bir diğer eser de ‘The Israelites Collecting Manna from Heaven’ oldu. Eserde Musa’nın çevresindeki kızgın İsrailliler ve gökten yağan taş gibi şekiller göze çarpıyor. Sergide verilen bilgiye göre bu taş gibi şekiller İncil’de ‘manna’ olarak bahsedilen kişniş tohumu benzeri ve tadı ballı gofrete benzeyen bir yiyecek. Aynı zamanda ‘manna’nın, Tanrı’nın kullarını izlediğinin bir işareti olarak görüldüğü ve bu nedenle hem fiziksel hem ruhsal bir gıda olduğu söyleniyor. İsraillilerin Musa’ya, yaşadıkları kıtlık zamanının kızgınlığını gösterip, aynı zamanda Tanrı’nın lütfu olan bu ‘manna’ları topladıklarının tasvir edildiğini öğrenmiş oluyoruz. Ek olarak Adem ile Havva’yı da ‘Ruh için yemek’ başlığı altında verilen eserlerde görüyoruz. Elmanın cazip gelmesi ve Adem’in ruhunu tatmin etmek için cennetten bile çıkarılmayı göze almasından bahsediliyor. Ayrıca bu başlık altında şahsi olarak beklemediğim bir şekilde rahibelerin, Musa’nın, hatta dönemin hastalığı cüzzamın tasvirini bile görebiliyoruz.

Bu eserlere bakarak hangi dönemde olursa olsun dinin insanın yaşamını şekillendirdiğini, alışkanlık kazandırdığını ve hayatın en ufak detayına kadar işlediğini tekrar dile getirebiliriz. Orta çağ Avrupa’sında bunu son raddesine kadar görebiliyoruz. Aynı döneme dair dünyanın diğer bölgelerine de bakarsak kuşkusuz o coğrafyalara hakim olan dinin aynı şekilde en temel ihtiyaç olan gıdaya bu denli yansıdığını bulabileceğimizi düşünüyorum.

Eğer siz de incelemek isterseniz Google’ın Arts & Culture sitesinde Eat, Drink and Be Merry sergisini ve Getty müzesinin online paylaşıma açtığı diğer bütün sergileri bulabilirsiniz.

Sağlıkla kalın!

Hatice İmran Ahmet

haticeimran.ahmet@itugastronomi.com

Görseller: Digital image courtesy of the Getty’s Open Content Program

The J. Paul Getty Museum
Los Angeles, Amerika Birleşik Devletleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerikler Korumalıdır